Gazoz Satıcılığından Savunma Sanayiine Bir Ahilik Destanı: Hayrullah Türker
Dünya Esnaf ve Sanatkarlar Derneği - Ahi Enstitüsü tarafından yürütülen ve İçişleri Bakanlığı tarafından desteklenen "Anadolu’nun Ahisiyiz, Türkiye’nin Ailesiyiz" projesi kapsamında, 2025 yılı Dünya Ahileri Ödülleri "Başarı Hikâyeleri" kategorisinin sahibi Hayrullah Türker oldu. Garsonlukla başladığı esnaflık yolculuğunda, bugün savunma sanayiine kadar uzanan bir girişimcilik öyküsü yazan Zeki Bey Şirketler Grubu Kurucusu Hayrullah Türker ile ilham veren yaşamını konuştuk.

Ahi Enstitüsü:Hayrullah Bey, öncelikle sizi tanıyalım. Hayrullah Türker kimdir ve bu ticari macera nasıl başladı?
Hayrullah Türker: Ben 1964 yılında Sinop Boyabat'ta bir esnaf çocuğu olarak dünyaya geldim. Ankara'da ticaretle uğraşan dört kuşaklık bir ailenin ferdiyim. Bu 61 yıllık yaşamda asıl mesleğimiz olan lokantacılıkla işe başladık. Dedem, Ankara'nın o en eski ve en lezzetli yemeklerini yapan Mengenli ustalar tarafından yetiştirilmiş. Sonrasında dedem iki oğlunu da aşçı yapmış ve kendi lokantalarımızı kurmuşuz. Ben lokantacılıkta üçüncü kuşağım, benden sonraki nesil ise esnaflıkta beşinci kuşak oluyor.

Ahi Enstitüsü:Çocuk yaşlarda, kendi inisiyatifinizle ticarete atıldığınızı biliyoruz. O meşhur gazoz satma hikâyesini sizden dinleyelim mi?
Hayrullah Türker: İlkokul yıllarımda, sorumluluk bilinci bize çok erken aşılandı. Necatibey İlkokulu’na giderken amcam bize şunu öğretti: "Hak etmediğiniz sofraya oturmayın." İşini bitirmeden asla yemek yedirmezdi. İlkokul 4. sınıfa giderken kendi özgür paramı kazanmak için ayakkabılara demir çakarak başladım. Zabıtalar tam altı kez tezgahımı aldı, yedincisinde çocuk olduğum için tezgahımı amcam gidip kurtardı.
Daha sonra gazoz satma işine girdim. Sermayeyi rahmetli dedemden aldım; bana beş kasa gazoz aldı. O zamanlar Ulus’ta heykelin önünde kovalarda gazoz sattım. Bugünün büyük iş adamları olan pek çok arkadaşımla o zamanlar birlikte su satar, mısır satardık. Çekirdekten, yani hayatın tam içinden yetişerek geldik.
Ahi Enstitüsü:İlk ustanızın dedeniz Mehmet Türkeş olduğunu belirttiniz. Kendisi Çanakkale Savaşı'nı da görmüş bir çınar. Ondan size kalan en büyük miras nedir?
Hayrullah Türker: Dedem Mehmet Türkeş, 1950'li yıllarda Ankara'ya gelmiş, Çanakkale Savaşı’nı görmüş, Atatürk’e şahitlik etmiş bir insandı. Beykoz deri ve ayakkabı fabrikasında çalışmış. Ondan bize kalan en büyük miras, iş sorumluluğu ve dürüstlüktü. Bize hep şunu nasihat ederdi: "Çalıştırdığınız işçinin alın teri kurumadan yevmiyesini verin, gözü kalmasın." Bir de gelen her insana sofra kurmayı, izzet ikramda bulunmayı öğretti. Bu sofra kurma geleneğini tam 40 yıldır ofisimde de devam ettiririm.
Ahi Enstitüsü:Hayatınızda ilginç bir soyadı değişikliği hikâyesi de var. "Türkeş" olan soyadınız nasıl "Türker" oldu?
Hayrullah Türker: Bu hem komik hem de trajik bir hikâye. 1984 yılında askere giderken, sülüsümdeki "Ş" harfini yazıcı "R" gibi yazmış. O zamanlar profesyonel ordu yoktu, yazıcılar askerdendi. Askerliğimi Ankara'da inzibat olarak yaptım. Ancak 10 ay sonra polisler kapıya gelip "asker kaçağı" olduğumu söylemişler. Meğer kayıtlarda "Türkeş" soyadlı biri kaçak görünüyor, ben ise "Türker" olarak 10 aydır askerlik yapıyorum. Bir komiser abimiz dedi ki; "Devlet senin askerliğini saymaz, üstüne bir de hapse atar." Mecburen mahkeme kararıyla soyadımı Türker olarak değiştirmek zorunda kaldım.
Ahi Enstitüsü:Ahilik geleneği sizin için ne ifade ediyor? Bugünün girişimcilerine ne tavsiye edersiniz?
Hayrullah Türker: Ahilik, bir ahlak duruşudur. Ustasından aldığı eğitimi başka kuşaklara taşıma sanatıdır. Biz büyüklerimizden gördüğümüz edep ve terbiyeyi çocuklarımıza aktarmaya çalışıyoruz. Benim en çok üzerinde durduğum şey "Ahdi Vefa"dır. Ahdi vefası olmayanın imanı olmaz derlerdi büyüklerimiz.
Girişimci arkadaşlara tavsiyem; çocuklarına doğru yatırım yapsınlar. Para her şekilde kazanılır ama iyi eğitimli, vatanına bağlı çocuklar yetiştirmek asıl meseledir. Benim üç çocuğum da üniversite mezunu; biri doktor, ikisi iş adamı. "Bir lisan, bir insan" felsefesiyle yetiştiler.
Ahi Enstitüsü:Zeki Bey Şirketler Grubu ve Hayek Şirketler Grubu’nun doğuşu nasıl oldu? Bugün hangi noktadasınız?
Hayrullah Türker: 1997 yılında Zeki Bey Şirketler Grubu’nu, 2002’de ise Hayzeki’yi kurdum. Çeba gibi 10-11 farklı marka oluşturduk. Su arıtma sistemleri ve terlik üretimiyle milletimize hizmet ettik. Lokantacılıkla başladık ama üretim ve savunma sanayii ile devam ettik. Şimdi 2026 yılı itibarıyla yönetim kurulu başkanlığını kardeşime ve evlatlarıma devrediyorum. Artık dinlenme vakti geldi.
Ahi Enstitüsü:Ofisinizde küçük bir müze var. 50 yıllık örsünüzden annenizin gelinliğine kadar pek çok hatırayı saklıyorsunuz. Bu hatıralar size neyi hatırlatıyor?
Hayrullah Türker: İlkokul 4. sınıfta ayakkabılara demir çaktığım o ilk örsüm ve çekicim hala duruyor. Hayatta ilk kendi paramı o örsle kazandım. Annemin 1958 yılından kalma üç etekli gelinliği, babaannemin gelinlik sandığı, eski daktilolar... Bunlar bizim nereden geldiğimizi, ağaç teknolojisinden bugünün modern teknolojisine nasıl ulaştığımızı anlatan sessiz şahitler. Bunları gelecek nesillere birer hatıra olarak bırakıyorum.






